18 kişi kendisini tutuyor, 10 arkadaşı var.
Hep tenha oldu her yanımız, kalabalıkları aradıkça biz tenhalaştık, kendimizi bırakıp "bir başkası" olmaya gittik.
Her şey değişiyor.
Her şey anlamını değiştiriyor.
Bu şehir binalarını değiştiriyor, insanlarını değiştiriyor, çehresini değiştiriyor, aşklar, ihtiraslı kavgalar yaşıyor,
geriye boş aynalar kalıyor.
Bunca zamanda "olduğu gibi olan" kimseye rastlamıyor.
Ne kendimizi biliyoruz, ne başkalarını.
Ruhumuzdaki şu zaaflar sadece bize ait sanıyoruz, mükemmel insanlar arasındaki tek zavallı biziz sanki, başkalarının zaafları yok, bir biziz zaaflarıyla lekeli olanlar.
Hepimizde aynı yaralar var.
Hiçbir yalan iyileştiremedi onları.
Kendimizi saklamak, kendimizden uzaklaşmak, kendimiz olmamak için ne kadar çok yalan söyledik.
Bir başkası olmak için.
Bir başkasını taklit eden biri olmak için.
Bir başkası olduğuna herkesi inandırmak için.
Başkaları bizi terk ettiği için tenhalaşmadık, kendimizi ilk terk eden bizdik.
Onun için tenhalaştık.
Kimse duygularına sahip çıkmıyor.
Sahipsiz, terk edilmiş duyguların hayaletleri dolaşıyor şehrin sokaklarında, binlerce yıldan beri söylenmeyen, saklanan, utanılan duygular.
Sahipleri çoktan gitti.
Yeni gelenler eskilerin duygularını alıp onları aynı onlar gibi terk ediyorlar.
"kuytulardı, geçip gittiler sözlerimizden
geriye sadece kuytular kaldı"
Sözlerimizden de, hayatlarımızdan da, şehrimizden de gittiler.
Kuytular kaldı.
Karanlık, koyu kuytular.
Bir gün gelecek ve insanlar kendileri gibi olacaklar mı, hiçbir duygularını saklamadan, duygularından utanmadan, korkmadan, gerçek kendileri olacaklar mı?
Yoksa "gerçek kendimiz" bu mu, bu yalanlar, içimizdekileri utançla saklamalar mı bizim aslımız?
Gerçeği insan ancak yok olacağını sezdiğinde bu kadar kuvvetli istiyor...
Hep, geriye "kuytular" mı kalacak?
Bu şehrin ışığı bizi, içimizi hiç aydınlatmayacak mı?
(Ahmet Altan)
üyesi olduğu bir topluluk yok